Hadis-i Şerif Veritabanı: Sorgulama Sonuçları


Sorgulama sonucunda 2189 kayıt bulundu.
Sayfalar: [<<] ... 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 ... [>>]
Fasıl: KİTÂBÜ'L-HAYZ
Konu: Hayız
Başlık: HÂİZİN NECİS OLMADIĞINA DÂİR HAZRET-İ MEYMÛNE HADÎSİ
Ravi (r.a.): Ümmü'l-Mü'minîn Meymûne b. el-Hâris
Hadis: Şöyle demiştir: (Bâzı keri) öyle olurdu ki (ben) hâiz bulunur, namaz kılmazdım da Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (hasır) seccâdeleri üzerinde namaz kılarlarken secdegâhlarının hizâsında uzanmış bulunurdum. Secde buyurdukları vakit elbiselerinin bâzı yerleri bana dokunurdu.
Kayıt No.: 221

Fasıl: KİTÂBÜ'T-TEYEMMÜM
Konu: Teyemmüm âyetinin inişi
Başlık: TEYEMMÜM ÂYETİNİN NÜZÛLÜ HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ
Ravi (r.a.): Ümmü'l-mü'minîn Âişe
Hadis: Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in ettikleri seferlerin birinde birlikte (yola çıkmış idik. Ya Beydâ'ya, ya Zâtü'l-Ceyş'e vardığımızda (nezdimde âriyet olan) bir gerdağnlığım kop(up kaybol)du. Aransın diye Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem (o mahalde) bekledi. Herkes de berâber bekledi. Halbuki bir su başında değillerdi. Halk, Ebû Bekr (radiya'llâhu anh)e gelip: "(Yâ Ebâ Bekr,) Âişe'nin ettiğini gördün mü? Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'i de, herkesi de (yollarından) alıkoydu. Su başında değiller. (Kimsenin) yanında da su yok." dediler. Ebû Bekr (radiya'llâhu anh benim yanıma) geldi. Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem de uyumuş, (mübârek) başını dizime koymuştu. Ebû Bekr: "Sen, Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'i de, herkesi de yolundan alıkoydun. Su başında değiller, (Kimsenin) yanında da su yok." dedi. (Âişe radiya'llâhu anhâ) der ki: Ebû Bekr bana itâb etti, birçok söylendi. Eli ile de böğrüme vurmağa başladı. (Böyle iken yine) Resulu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (mübârek) başı dizimde olduğu için hiç kıpırdamadım. Sabah olunca Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem kalktı. Hiç su yoktu. Allâhu Azze ve Celle Hazretleri teyemmüm âyetini inzâl buyurdu. Herkes teyemmüm etti. Üseyd b. Hudayr (radiya'llâhu anh): "Ey Ebû Bekr hânedânı, bu sizin ilk bereketiniz değildir." dedi. (Âişe radiya'llâhu anhâ) der ki: (Sonra gideceğimiz sırada) üzerine bindiğim deveyi kaldırdık. Gerdanlığı altında bulduk.
Kayıt No.: 222

Fasıl: KİTÂBÜ'T-TEYEMMÜM
Konu: Cevâmiu'l-Kelîm;Hz. Peygamber'in diğer peygamberlere verilmeyen üstünlükleri
Başlık: ÖNCEKİ PEYGAMBERLERİN HİÇBİRİNE VERİLMİYEN ŞEYLERİN RESÛL-İ EKREM'E VERİLMESİ HAKKINDA CÂBİR HADÎSİ
Ravi (r.a.): Câbir b. Abdullâh
Hadis: Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Benden evvel hiçbir kimseye verilmedik beş şey (hep birden) bana verilmiştir: Bir aylık yola kadar (düşmanlarımın kalbine) korku (salmak) ile mansûr oldum. Yer (yüzü) bana namazgâh ve sebeb-i tahâret kılındı. Onun için ümmetimden namaz vakti gelip çatmış her kim olursa olsun namazını kılıversin. Ganâim bana helâl edildi. Halbuki benden evvel kimseye helâl edilmemiştir. Bana şefâat verildi. Bir de (benden evvel) her Nebî, hâssatan kendi kavmine ba's olunurken ben umûm-ı nâsa ba's olundum.
Kayıt No.: 223

Fasıl: KİTÂBÜ'T-TEYEMMÜM
Konu: Selâmlaşmak;Teyemmüm
Başlık: RESÛLULLÂH'IN TEYEMMÜMÜNE DÂİR RİVÂYETLER
Ravi (r.a.): Ebû Cüheym b. el-Hâris (b. es-Sımna) el-Ensârî
Hadis: Şöyle demiştir: (Bir def'a) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Bi'r-i Cemel tarafından teşrîf ediyorlardı. Kendilerini biri karşılayıp selâm verdi. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (oradaki bir) duvara yönelip (ve duvara el dokundurup) yüzlerine ve ellerine mesh etmedikce o kimseye redd-i selâm buyurmadılar. (Ancak ondan) sonra selâmını red buyurdular.
Kayıt No.: 224

Fasıl: KİTÂBÜ'T-TEYEMMÜM
Konu: Teyemmüm
Başlık: RESÛLULLÂH'IN TEYEMMÜMÜNE DÂİR RİVÂYETLER
Ravi (r.a.): Ammâr b. Yâsir
Hadis: Ömer b. el-Hattâb radiya'llâhu anh'e şöyle demiştir: Hatırlamaz mısın? (Bir def'a) ben, sen, ikimiz bir seferde idik. Sen namaz kılmadın. Ben ise (toprak üstünde yuvarlandıktan sonra namazı kıldı idim. Bu (yaptığım) işi (muahharen) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'e arzettim de Nebî aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz: "Sana bu kadarı yeter." buyurup ellerini yere vurdu ve (ellerine bulaşan toprağın) üzerine üfledikten sonra (iki avucu ile) yüzüne ve iki eline mesh buyurdu idi.
Kayıt No.: 225

Fasıl: KİTÂBÜ'T-TEYEMMÜM
Konu: Cünüp durmamak;Teyemmüm
Başlık: TEYEMMÜMÜN SIFAT VE KEYFİYETİ
Ravi (r.a.): İmrân İbn-i Husayn
Hadis: Şöyle demiştir. (Bir def'a) Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte yolculuk ediyorduk. Gece gittik. Âhır-ı leyli bulduğumuzda öyle bir düşüş düştük ki, bir yolcu için bundan daha tatlısı olamaz. (Öyle bir dalmışız ki,) bizi güneşin sıcağından başka uyandıran olmadı. İlk uyanan falanca, sonra falanca, daha sonra falanca oldu. Sonra Ömer b. el-Hattâb (radiya'llâhu anh) dördüncü olarak uyandı. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (ise) uyuduğu vakit kendiliğinden uyanmadıkça uyandırmazdık. Zîrâ biz, esnâ-yı nevminde kendisine (vahiy mi nâzil olur, başka bir hal mi ârız olur, hâsılı) ne olacağını bilemezdik. Ömer (radiya'llâhu anh) -ki celâdetli bir zât idi- uyanıp da herkesin başına geleni görünce tekbîr, hem de yüksek sesle tekbîr almağa başladı. Yüksek sesle muttasıl tekbîr ala ala nihâyet Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem onun sesinden uyandı. Uyanınca (Ashâb-ı Kirâm'ı) başa geleni (makâm-ı şekvâda) arzettiler. "Zarar yok, buradan (başka tarafa) savuşun." buyurdu. Yola çıkıldı. (Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem) pek de uzak olmayan bir yere kadar yol aldıktan sonra konak etti. Abdest suyu istedi. Abdest aldı. Namaz için nidâ edildi. (Yâni ezan okundu.) Namazı (maiyyet-i Risâlet-Penâhîdeki) halka kıldırdı. Namazdan (çıkıp) yüzünü dönünce bakmış ki, biri ayrıca (bir kenara) çekilmiş, (oradaki) cemâatle berâber namazını kılmamış. "Yâ fülân, bunlarla birlikte namaz kılmana mâni' ne idi?" diye sordu. O da: "Bana cünüblük ârız oldu, suyum da yok." dedi. (Bunun üzerine): "(Şu) yer yüzündeki (temiz) toprağa bak, o sana yeter." buyurdu. Ondan sonra Nebiyy-i Muhterem salla'llâhu aleyhi ve sellem Hazretleri yola revân oldu. (Lâkin bu def'a) halk susuzluktan şikâyet ettiler. (Yine) konak etti. Ve Alî (kerrema'llâhu veche) ile diğer birini çağırıp: "(Haydi) gidin, su arayın." emrini verdi. (İkisi) gittiler. Devesi üstüned iki (büyük) kırba arasına oturmuş bir kadına rast geldiler. Kadına: "Su nerede?" diye sordular. "Dün bu saatde suyun başında idim. Adamlarımız (hâlâ orada su almak için) duruyorlar." cevâbını verdi. "Öyle ise yürü." dediler. "Nereye?" diye sordu. "Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in huzûruna." dediler. "Şu sâbiî dedikleri adamın yanına mı?" diye sordu. "İşte o seni murâd ettiğin zâtın yanına. (Haydi) yürü." dediler. Kadını Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ('in huzûrun)a getirip (aralarında geçen) mâcerâyı anlattılar. (Râvî) der ki: Kadını devesinden indirdiler. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem bir kap istedi. Her iki kırbanın (baş taraflarındaki) ağızlarından oraya (biraz) su boşaltıp ağızlarını bağladı. Ve öteki taraflardaki ağızlarını açtı. "Gelin (hayvanlarınızı) suvarın, (kendiniz için) su alın." diye halka nidâ edildi. İsteyen (hayvanı için), isteyen (kendisi için) su aldı. En sonunda da (Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem, cenâbetle musâb olan kimseye bir kap su verip: "(Haydi) git, üstüne dök." buyurdu. O kadın (hep) ayakta, suyunu nasıl kullandıklarını (bel bel) seyredip duruyordu. Allâh'a kasemler ederim ki, (artık su almaktan) vaz' geçildi de hâlâ kırbalar bize, işe başlamadan evvelki zamandan daha dolu görünüyordu. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (bundan sonra Ashâbına): "Ona bir şey toplayın." diye ferman buyurdu. Onun için (Medîne'nin a'lâ) hurma(sı) ile un(dan), kavud(dan hayli şey) topladıkları gibi (birçok da) buğday topladılar. Hepsini (çuval kabîlinden) bir kaba koyup devesine yüklediler. Ve (yiyecek yüklü) kabı kucağına (doğru) yerleştirdiler. Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem ona: "Görüyorsun ya, senin suyundan bir şey eksiltmedik. Lâkin bize su verip kandıran Allâhu Teâlâ'dır." buyurdu. Kadın kendi kavim ve kabîlesinin nezdine (şu ma'lûm olan sebepten dolayı) gecikmiş olarak gitti. (Onlar) "Yâ fülâne, seni (yolundan) alıkoyan nedir?" diye sordular. "Şaşılacak şey, bana iki kimse rast geldi. Beni, sâbiî denilen şu adamın yanına götürdüler. O da şöyle etti, böyle etti. Allâh'a kasem ederim ki, bu adam -(bunu söylerken de) orta ve şehâdet parmaklarını göğe doğru kaldırarak ve semâ ile arzı kasdederk- ya şununla bunun arasındaki (insan)ların en sâhiridir, yâhud da Resûlu'llâh'dır." dedi. Bundan sonra Müslümanlar o kadının (bulunduğu yerin) etrâfındaki müşrikîn üzerine şebhûn ettikleri vakitlerde onun mensûb olduğu cemâat-i kalîleye ilişmezlerdi. Bir gün (kadın) kendi kavmine: "Benim anladığıma göre bu adamlar, size amden (ve benden dolayı) ilişmiyorlar. Müslüman olmak işinize gelir mi?" dedi. Kavmi re'yini kabûl ettiler ve dâhil-i (dâire-i) İslâm oldular.
Kayıt No.: 226

Fasıl: KİTÂBU'S-SALÂT
Konu: İsrâ ve Mi'rac;Mi'râc;Namazın farz oluşu
Başlık: Mİ'RÂC KISSASI HAKKINDA ENES HADÎSİ
Ravi (r.a.): Enes b. Mâlik
Hadis: Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem'in (kıssa-i Mi'râc'ı) bervech-i âtî haber verdiklerini Ebû Zer radiya'llâhu anh söylerdi: Ben, Mekke'de iken evimin sakfı (ansızın) yarıldı. Cibrîl alleyhi's-selâm indi. Göğsümü yardıktan sonra (içini) Zemzem suyu ile yıkadı. Sonra hikmet ve îmân ile (lebâlep) dolu altın bir liğen getirip içindekini göğsümün içine boşalttı ve göğsümü kapa(yıp üzerini mühürle)di. Sonra elimden tutup beni semâya doğru çıkardı. Semâ-i dünyâya (yâni yere en yakın semâya) vardığımda Cibrîl aleyhi's-selâm (O) semânın hâzinine: - Aç! dedi. - Kimdir o? - Cibrîl. - Berâberinde kimse var mı? - Muhammed salla'llâhu aleyhi ve sellem benimle berâberdir. - Ona (gelsin diye) haber gönderildi mi? - Evet, dedi. Kapı açılınca semâ-i dünyânın üstüne çıktık. Bir de göreyim ki bir kimse oturmuş, sağ tarafında bir takım karartılar, sol tarafında da diğer karaltılar var. (O kimse) sağ tarafına baktığında gülüyor, sol tarafına baktığında ağlıyor. (O zât): "Hoş geldin, safâ geldin Nebiyy-i sâlih; hoş geldin, safâ geldin, sâlih oğlum." dedi. Cibrîl'e "Bu kim?" diye sordum. "Âdem salla'llâhu aleyhi ve sellem'dir. Sağında, solunda olan bu karaltılar da evlâdının ruhlarıdır. Sağında onları ehl-i Cennet, sol tarafında olan karaltılar da ehl-i nârdır. Sağına bakınca güler, sol tarafına bakınca ağlar." dedi. Derken (Cibrîl) beni ikinci semâya doğru çıkardı. Hâzini'ne: "Aç." dedi. Hâzini de evvelkinin söylediklerini söyledikten sonra (kapıyı) açtı. Enes (radiya'llâhu anh) der ki: Ebû Zer, Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in semâvâtda Âdem, İdris, Mûsâ, İsâ, İbrâhîm salâvâtu'llâhi aleyhim hazârâtını bulduklarını söylediyse de (her birerlerinin) menziller(i nereleri olduğu)nu (ayrı ayrı) söylemeyip yalnızca Âdem'i semâ-i dünyâda, İbrâhîm'in altınca semâda bulmuş olduklarını söyledi. (Yine) Enes der ki: Cibrîl aleyhi's-selâm, Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte İdrîs aleyhi's-salâtü ve's-selâm'a uğradıklarında, İdrîs aleyhi's-selâm: "Hoş geldin, safâ geldin Nebiyy-i sâlih. Hoş geldin, safâ geldin sâlih kardeş." demiş. (Nebî aleyhi's-salâtü ve's-selâm buyurmuş ki:) "Bu kim?" diye sordum. (Cibrîl:) "Bu, İdrîs'dir." dedi. Sonra Mûsâ'ya uğradım. (O da:) "Hoş geldin, safâ geldin Nebiyy-i sâlih. Hoş geldin, safâ geldin sâlih kardeş." dedi. "Bu kim?" diye sordum. (Cibrîl:) "Bu Mûsâ'dır" dedi. Sonra İsâ'ya uğradım. (O da:) "Hoş geldin, safâ geldin sâlih kardeş. Hoş geldin, safâ geldin Nebiyy-i sâlih." dedi. "Bu kim?" dedim. (Cibrîl:) "Bu, İsâ'dır." dedi. Sonra İbrâhim'e uğradım. "Hoş geldin, safâ geldin Nebiyy-i sâlih. Hoş geldin, safâ geldin sâlih oğlum." dedi. "Bu kim?" dedim. (Cibrîl:) "Bu, İbrâhim salla'llâhu aleyhi ve sellem'dir." dedi. (Muhammed b. Şihâb-ı Zürhî'nin İbn-i Hazm tarîkından rivâyetine nazaran) İbn-i Abbâs ile Ebû Habbe el-Ensârî radiya'llâhu anhüm, Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz'in: "Sonra (Cibrîl aleyhi's-selâm) beni yukarıya götüre götüre nihâyet aklâm (kazâ ve takdîr)in cızırtılarını duyacak yüksek bir yere çıktım." buyurduklarını söylerlerdi. Yine İbn-i Hazm ile Enes b. Mâlik radiya'llâhu anh şöyle demişler: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: (O zaman) Allâhu Azze ve Celle Hazretleri ümmetime elli namaz farz etti. Bu (teklîf-i) farziyyeti yüklenerek döndüm. Derken Mûsâ salla'llâhu aleyhi ve sellem'e rast geldim. "Allah (Tebârek ve Tekaddes Hazretleri) ümmetine neyi farz etti?" diye sordu. "Elli namaz farz etti." dedim. "Rabbine dön (de şefâat et,) zîrâ ümmetin buna tâkat getiremez." dedi. Mürâcaat ettim. (Allâhu Teâla) şartını indirdi. Ben de Mûsâ'nın yanına dönüp: "Şartını indirdi." dedim. (O, yine:) "Rabbine mürâcaat et. Zîrâ ümmetin tâkat getiremez." dedi. (Bir daha) mürâcaat ettim. (Allâhu Teâlâ kalanın da) şartını indirdi. Mûsâ aleyhi's-selâm'ın yanına yine döndüm. (O, yine:) "Rabbine dön. Zîrâ ümmetin buna tâkat getiremez." dedi. (Bir daha) mürâcaat ettim. (Allâhu Tebâreke ve Teâlâ:) "Onlar beştir. Yine onlar ellidir. Benim nezdimde (hükm-i) kazâ tebdîl olunamaz." buyurdu. Mûsâ'nın yanına döndüm. (O, yine:) "Rabbine dön." dedi. Ben de: "(Artık) Rabbimden utanır oldum." dedim. Sonra (Cibrîl) tâ Sidretü'l-müntehâ'ya birlikte varıncaya kadar beni götürdü. Sidre'ye öyle (acîb ve garîb) elvân kaplamıştı ki onlar nedir? bilemem. Sonra Cennet'(in için)e idhâl edildim ki içinde birçok inci habâili vardı. Toprağı da misk (râyihalı) idi.
Kayıt No.: 227

Fasıl: KİTÂBU'S-SALÂT
Konu: Namazın farz oluşu;Namazların rekât sayısı
Başlık: FARZ NAMAZLAR HAKKINDA HAZRET-İ ÂİŞE HADÎSİ
Ravi (r.a.): Ümmü'l-mü'minîn Âişe
Hadis: Şöyle demiştir: Allâhu Teâlâ (ve Tekaddes Hazretleri) namazı farz ettiği zaman seferde de, hazarda da, (Akşam namazından başka namazları) ikişer rek'at olarak farz etmişti. (Hicret-i Nebeviyyeden) sonra sefer namazları oldukları gibi bırakıldı da hazar namazlarına (ikişer rek'at) ziyâde edildi.
Kayıt No.: 228

Fasıl: KİTÂBU'S-SALÂT
Konu:
Başlık: RESÛL-İ EKREM'İN SEVB-İ VÂHİT İÇİNDE NAMAZ KILDIRDIKLARINA DÂİR ÖMER İBN-İ EBÎ SELEME (RADİYA'LLÂHU ANHÜMÂ) HADÎSİ
Ravi (r.a.): Ömer b. el-Hattâb
Hadis: Şöyle demiştir: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Hazretleri (bir def'a) iki ucunu çaprastvârî bağladıkları sevb-i vâhit içinde namaz kıldılardı.
Kayıt No.: 229

Fasıl: KİTÂBU'S-SALÂT
Konu: Duha namazı (kuşluk namazı);Kuşluk namazı
Başlık: RESÛLULLÂH'IN KILDIĞI DUHÂ NAMAZI HAKKINDA ÜMMÜ HÂNÎ (RADİYA'LLÂHU ANHÂ) HADÎSİ
Ravi (r.a.): Ümmü Hânî-i bint-i Ebî Tâlib
Hadis: Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz'in yevm-i fetihde namaz kıldıklarını nakleder ki, bu (yukarıda) geçmişti. Bu rivâyette de şöyle diyor: Resûl-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem sevb-i vâhid içinde mültehif (yâni sırtındaki libâsı çaprastvârî bağlamış) oldukları halde sekiz rek'at kıldılar. Namazdan çıktıkları zaman: "Yâ Resûlâ'llâh, anamın oğlu benim ahd ve eman verdiğim fülânı, İbn-i Hübeyre'yi katledeceğini söylüyor." dedim. Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem: "Yâ Ümmü Hânî', senin ahd ve emân verdiğine biz de ahd ve emân verdik." buyurdular. O kıldıkları namaz Duhâ namazı idi.
Kayıt No.: 230

Sayfalar: [<<] ... 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 ... [>>]

[Menü] [Sorgu] [Tüm Kayıtlar] [Çıkış]